10 Haziran 2015 Çarşamba

FAİZ TUZAĞI Dünyada ve Türkiye’de, hatta bizim meslekte bile, inanılmaz işler olur! İnanılmaz dememe bakmayın siz!



Aslında bilmesi gerekenler “bilinmesi gerekenleri” bilir! Mesela bizde de MASON olan ve istediği zamanMERKEZ MEDYA DA iş bulan çok insan, çok yönetici vardır! Ayıp değildir bu! Sadece bir İLİŞKİ biçiminin varlığından söz ediyorum! Ama bu ilişkinin kökeni, ülkeye yansıması ve takip ettiği rota sıkıntılıdır!
Tabii biz olayları gerçek kulvarında tartışmadığımız için hep kısır ve kısa menzilli bakarız!Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Türkiye’yi saran İKLİM gerçekte bizim bitki örtümüzle örtüşmez! İnsan unsurumuzla terstir! Ama sarmıştır bir kez! Kolay kolay da çıkamıyoruz işte! Ve bu iklimin akıl hocaları yine düğmeye basmak için kapının önünde!
Bakın üniversiteler bir anda karıştı!
Ölümler, yaralamalar başladı! Uçaklar havada ya da inişte çarpışıp çakıldı; şehitler verildi! Kabil’den saldırı haberi geldi!
Emin olun çok başka olaylar olacak!
Çünkü bizim bilmediğimiz ilişkilerin sardığı TÜRKİYE’nin kendi yoluna gitmesi istenmiyor!
Londra’yı, buradaki ilişkileri ve bize yansımasını öğrenemediğimiz sürece de başımız dertten kurtulmayacak! Uzun hikaye… Ama kısaca bilinmesinde büyük fayda var. 1700’lerde TAPINAKÇILARLAbaşlayan serüven MASONLUĞA dönüşüp su yüzeyine çıktı! İngiltere’yi Püriten-Protestan eksenine sokan yapı KATOLİKLERE karşı iyice mesafe koydu! Zaten TAPINAKÇILAR, Katolik dünyasından kaçıyor ve onlarla mücadele ediyordu! 1717 yılında Tapınakçılar yeni adıyla MASONLAR ortaya çıkıp “Evet biz varız! Yalan değiliz!”dedi. 400 yıl yeraltında süren organizasyon artık kendine bir zemin bulmuş ve Londra’yı arkasına almıştı! İnanılmaz ilişkilerin merkeziydi! Zaten FAİZ LOBİSİNİN ilk operasyonunda Tapınakçılar’ın imzası vardı! Umberto Eco bunu çok önceleri söyledi! Bu tarihte, yani 1717’de, 4 BÜYÜK LOCA bir araya gelip açıklama yaptı… Güçlerini gösterdiler! İngiliz Kraliyet Ailesi’de bunları koruyup saklayacağına yemin etti! Tapınakçılar, Gül-Haççılar ve masonlar aslında PAPA’dan nefret ederdi!
Kral VIII. Henry KATOLİK KİLİSESİ’nin mallarını daha 1535’lerde satıp savarak veARİSTOKRATLARAvererek ilk savaşı başlattı! PAPA’yı tanımadığını ilan etti! Henry’nin oğlu VI. Edward ise ülkeyi tamamenPROTESTAN topraklarına çevirdi! Haliyle FAİZ ve paradan para kazanma sanatı en geçerli alan oldu! Zaten Tapınakçılar’ın YÜ ZDE 60′la borç verdiği bilinen bir SIR’dı! Yeraltında da olsa film başlamıştı! Günümüzde gördüklerimiz ise bunları uzantılarından başka bir şey değildi!
Koca koca bankalar, finans merkezleri bu geleneğin sonucu olarak belli ailelerin elinde yükselen değerlerdi! Paranın gücüyle ülkeleri kontrol etmenin sihriydi!
Günlerdir dünya ve İngiltere HSBC’yi konuşuyordu…
Kraliçe’nin televizyonu BBC’nin yönetim kurulu başkanlığına atanan 53 yaşındaki Rona Fairhead’ın 2012 yılında HSBC’nin 1.2 milyar sterlin tazminat ödemek zorunda kalmasına neden olan kara para aklama skandalı ile ilgili olarak banka hissedarları tarafından dava edildiği ortaya çıktı.
Mahkemeye sunulan belgelerde Fairhead’ın HSBC’nin Küba, İran, Libya ve Zimbabwe’ye uygulanan yaptırımları deldiği ortaya çıktı. Peki bu hanımefendi kimdi? BBC’nin, yani British Broadcasting Company’nin, başına nasıl gelmişti! İngiliz Kraliyet ailesi tarafından dünya posta servisini kontrol etmek için kuruldu! Dün postaları, sonra telgrafları, şimdi de telefon ve mailleri denetliyorlardı! LOZAN’da bile bizim aramızdaki bütün yazışmalar önce bunlara gidiyor, elimizi gördükten sonra ona göre tutum alıyorlardı! İngiliz AKLI böyleydi!
BBC ise bize mesafeli bir yayındı! “HAMAS CANLI KALKAN KULLANMIYOR!” diyerek gerçeği yansıtan muhabirine kapının önünü gösterecek kadar kararlı bir yapıydı!
BBC’ye BİRLEŞİK KRALLIK kapsamında genel valilik yapmış insanların yakınları gelip oradaki koltuklara otururdu!
Ama şimdi HSBC skandalı ile dünyanın gündemine gelen Rona Fairhead vardı!
Uzun zaman önce bugünleri bildiğim için yazmıştım… “1994 yılında Cambridge’de bir konferansa katıldı! Bankacılık üzerine sunum yapan Fairhead, orada bulunan BARON Philippe de Rothschild’i kendisine hayran bıraktı! O andan sonra Rona Fairhead, Rothschild ailesinin şirketlerinden Short Brothers ve ardından Bombardier Inc.’te danışman olarak görev aldı.
Daha sonra Harvard Business School’u üstün başarı ile bitiren Rona Fairhead, HSBC’ye transfer oldu.
Dünyanın birçok bölgesinde çok önemli anlaşmaların mimarı oldu…
İngiltere’de 2006-2013 yılları arasında Financial Times Group’un Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev alan Rona Fairhead, Pepsi Co’nun da en başarılı yöneticilerinden biri olarak gösterildi.



8 Haziran 2015 Pazartesi

SABETAYİZM VE TÜRKİYE DÖNMELERİ SABETAYCILIĞIN DOĞUŞU AVRUPA YAHUDİLERİ ARASINDA KABALA FELSEFESİNDEN BESLENEN MİSTİK KURTULUŞ UMUDU VEREN AHTE MESİH :



Sabetay Sevi kendisini Yahudileri kurtarmaya gelen Tanrının oğlu olarak tanıtıyordu. Tüm dünya Yahudilerinin yüzyıllardır beklediği büyük kurtarıcı olduğunu iddia etti .Kalabalık bir taraftar kitlesi topladı. Sevinin vaadi, Avrupa Yahudilerini çektikleri sıkıntılardan kurtarmak, Kutsal Topraklarda bir Yahudi devleti ve Yahudi egemenliğinde bir dünya kurmaktı.



Sabetaycılık kavramı ve bununla eş anlamlı olarak kullanılan Dönmelik ifadesi, 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ortaya çıkmıştır. O dönemden bu yana, Sabetaycılar ya da Dönmeler deyimleri, belirli bir insan grubunu tanımlamak için kullanılmış ve tartışıldığı her dönemde bu grup hakkında üretilen çeşitli dedikodular ve komplo teorileri sonucunda şu soru akla gelmiştir: Sabetaycılar söylendiği gibi büyük güçlere ve Müslümanlara karşı karanlık planlara sahip midirler? Bu noktada Sabetaycılığın tarih içindeki gelişimini incelemekte yarar vardır.

Sabetaycılığın Doğuşu

Tarihteki sahte Mesihlerin en ünlüsü olan ve Elisabetta ismini veren Sabetay Sevi, 1626 yılında İzmir'de doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçirmiştir. İzmir'in tanınmış hahamlarından İsak dAlbadan Tevrat, Talmud ve Kabala eğitimi alan Sevi, Rabbi Josef Eskapadan ise mistisizmi öğrenmiştir.
(Abraham Galante, Nouveaux Documents sur Sabbatai Sevi, İstanbul, 1935, s. 17; Josef Kastein, Sabbatai Zewi der Messias von İzmir, Berlin, 1930, s. 21-22.) 

Genç yaşta Kabalaya büyük ilgi duyan Sabetay Sevi, böylece Kabalist olmaya, Kabalaya uygun bir yaşam sürmeye karar vermiştir. Daha 15 yaşında geniş bir Kabala bilgisine sahip olan Seviye göre bir gerçek vardı: O da Kabalanın dünyasıydı.

(Abdurrahman Küçük, Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi, Andaç Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2003, s. 217.) 

Bu nedenle kendine rehber ve yol gösterici olarak Kabalayı edinmişti. 22 yaşına geldiğinde, Sabetay Sevi Mesihliğini ilan etti ve çok sayıda insanı kendi sapkın fikirlerine ortak etmeyi başardı.

Çevresinde toplananların sayısı günden güne artıyordu. Bu gelişmelerden en çok rahatsız olanların başındaysa, önde gelen Yahudi din adamları geliyordu. Hahamlar onu lanetleyip aforoz ettiler. Kendisine karşı oluşan büyük tepki nedeniyle Sevi, İzmir'den ayrılmak zorunda kaldı ve faaliyetlerine İstanbul, Selanik, Atina, Kahire ve Kudüs'te devam etti.

Sabetay Sevi kendisini Yahudileri kurtarmaya gelen Tanrının oğlu olarak tanıtıyordu. Tüm dünya Yahudilerinin yüzyıllardır beklediği büyük kurtarıcı olduğunu iddia etti ve Avrupa'daki Yahudiler de dahil
olmak üzere kalabalık bir taraftar kitlesi topladı. Sevinin vaadi, Avrupa Yahudilerini çektikleri sıkıntılardan kurtarmak, Kutsal Topraklarda bir Yahudi devleti ve Yahudi egemenliğinde bir dünya kurmaktı. Propagandasını da bu vaatler üzerine kurdu. Sabetay Sevinin Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkması, Yahudi cemaatlerinde heyecan ve kaynaşmaya neden oldu. Bu konuyla ilgili Yahudi yazar Moshe Sevilla Sharonun dikkat çektiği nokta oldukça önemlidir:

KUM SAATİNİN SIRRI! PEKİ KUM SAATİNİN NE ZAMAN MASONİK SİMGE OLDU :



Türkiye kendi gerçeğini hiç görmedi! Ne liselerde, ne akademilerde, ne üniversitelerde, ne de Harp okullarında okutuldu!

Hiç kimse BÜYÜK GERÇEĞİ bilmiyordu! 


Müstemlekeydik, haberimiz yoktu! Aklımız çalındığı için SOLCU da olsak SAĞCI da olsak ASKER de olsak polis de olsak ÜLKEYİ kurtardığımızı sanıyorduk! Oysa bize başka hiçbir ülkeye atılmayan FORMAT atılmıştı! İçeride bölünerek bir DÜŞMANA ihtiyaç duymayacak hale getirilmiştik!

Ama siviller ve askerler içinde bunu bilerek yaşayanlar vardı! Mesela Derviş! Mesela Madanoğlu... Aklıma bu ikisi geldi! Yüzlerce sayabilirim! 

Ama işimiz isimlerle değil! Aklımızla, bize dayatılan sistemi kırıp atmalıyız! Türkiye'de adı John olan CIA, Smith olan MI6, Hans olan BND, Yuri olan FSB, David olan MOSSAD ajanı ararsak bulamayız!
Bunların hepsine çalışan ve geleceğimizi çalmaya çalışanlar TÜRK'tü! Bizim gibi görünen ama bize benzemeyenlerdi... Hikaye buydu!

Dışarıdan emir alanlar hep arkalarındaki gücü "ÜLKE ELDEN GİDİYOR!" korkusuyla harekete geçirip kullandı! Çünkü dünyadaki en vatansever insanlar bizlerdik! En güçlü yanımızdan en zayıf noktamızı buldular! Ve buraya çalıştılar!

Gören olmadı! Olsa da kimseyle paylaşamadı!

Bakın dün HSBC bankasını yazdım!

El konulan bankayla çok ama çok içiçeydi! Ama bizler de, o harekete gönül veren kardeşlerimiz de bilmiyordu! Hep YALAN üzerine kurulurdu sistem burada!
Zaten itirazım da bunaydı! Yabancının gelip burada hüküm sürmesi hep içimi acıttı! Tarih yazan bir milletin bu hale gelmesini kabul edemedim! Neyse... Türkiye çok değişik bir yerdi!

Burayı kontrol eden Avrasya'yı da Ortadoğu'yu da yönetirdi! Bu nedenle de YABANCI GÜÇLER savaşını burada verirdi!

Dün ismini vermediğim ama uzun yıllar HSBC'yi yöneten hanımefendi ve ailesi çok değişiktir!
Mesela araştırsanız çok ama çok titiz davransanız bile bu aile hakkında bir bilgiye ulaşamazsınız!

Kayıt bulmakta zorlanırsınız! Bu hanımefendinin eşi de çok ilginç bir isimdi! İŞ hayatında başarılı biriydi! Merrill Lynch'in Türkiye'deki stratejik ortağı olan Antika Partners'ı kurdu ve yönetici ortak olarak görev yaptı...

Antika Partners'ı kurmadan önce, J.P. Morgan'da Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Yatırım Bankacılığı Grup Başkanlığı'nı yürüttü! J.P. Morgan'ın Global Yürütme Kurulu'nda yer aldı!
Kurumdaki 18 yıllık deneyimi süresince Türkiye, BDT, Balkanlar ve İsrail Bölge Başkanlığı, Türkiye ve Orta Asya Bölüm Başkanlığı ve Türkiye Ülke Başkanlığı görevlerini yürüttü!

Kariyerine ise Londra'da J.P. Morgan Chase & Co.'nun Global Piyasalar Grubu'nda başladı! Şimdi ne iş yaptığını yazmaya gerek yok!

Dediğim gibi işimiz kişilerle değil sistemleydi!

Dün KUM SAATİ ile ilgili çok soru geldi! Kum saati kardeşliği belli ki dikkat çekmişti! Dün yazamadım ama şimdi sırası geldi...

Kum saati, Süleyman Mabedi inşaatı esnasında çalışma saatlerini ölçen bir aletti... Bilindiği gibi bu inşaat sırasında kullanılan her şey daha sonra MASONLUĞUN simgesi haline dönüştü!
Kum saati de böyleydi! ZAMANIN nasıl tükendiğini, hayatın akıp gittiğini ve geriye dönüşün olmadığını simgelerdi! ZAMAN vurgusu yapardı!

Bir başka anlamı daha vardı! Şans bir kere kapıyı çalardı! Tekrarlanmazdı! Kum saatinde de öyleydi! Kum akar ve geri gelmezdi! Tek gidişli bir yöndü! Değerini bilmek ve gerektiğinde doğru hamleyi yapmak şarttı! MASONLAR bu simgeyi ÜÇÜNCÜ DERECEYE geldiği zaman öğrenirlerdi!

Peki KUM SAATİNİN ne zaman MASONİK simge olduğu açıklandı!

Çok önceleri! 1627'de! Yani el konulan bir banka, ROTHSCHILDLER'in sahibi olduğu dev HSBC, Türkiye'deki operasyonunu yöneten hanımefendi, eşi, masonluk, Yahudilik ve içeride bitmek tükenmek bilmeyen bir Müslüman karşıtlığı! Anadolu'ya direniş! Garip! Oysa gerçekte garip olan bir şey yoktu!

El konulan banka PARALEL'in kalesiydi!

Peki nasıl kurulduğunu, kimin destek verdiğini biliyor muyduk?

Paranın nasıl getirildiğinden haberimiz var mıydı? YOKTU! 

Daha öncesinde Türkiye'de bir dönem TEHLİKE OLARAK görüldüğü için (Nedense!) Risale-i Nur basmak yasaktı!

Peki Türkiye'ye Risale-i Nur nereden ve nasıl geliyordu?

Nereden olacak gemilerle Amerika'dan! Bir PETROL DEVİ para verip bastırıyor, sonra da gemilerle gönderiyordu! İLİŞKİ kuruluyordu!

Gemilerle getiren de KARADENİZLİ ve BEŞİKTAŞLI tanınmış bir isimdi! İLİŞKİ AĞI öyle büyüktü ki saf ANADOLU insanı bu hareketi ayakta tuttuğunu sanıyordu! Asla öyle bir şey yoktu! İçeride toplanan paralar operasyonlara harcanan paraların yanında çok küçüktü! Ama gücün içeriden alındığı duygusu vermek için herkes elini cebine atıyordu! Ciddi miktarda para toplanıyordu! Bu paralar da KUM SAATİNİ sevenler tarafından kendi bankalarında değerlendiriliyordu!

Ve bunu kimseler bilmiyordu! 

FAİZ LOBİSİ Müslüman kitlenin parasını alıyor, DUBAİ'de değerlendiriyor ve bu gizleniyordu! Dubai kritik bir yerdi! İngilizler'in kalesiydi!
Bugün Türk Dışişleri'nden kim bir yere gitse arkasından bunlar gidip hemen KÖTÜLÜYORDU! Demek ki TEMAS eskiye dayanıyordu!

Kimse boşuna iş yapmıyordu! Son 15 yıldaki bütün para operasyonu DUBAİ üzerinden yürütülüyordu! "28 Şubat'ta bu kadar DARBE almadık" diyenler bir şeyi atlıyordu! 28 Şubat'ta sadece TÜRK BANKALARI batıyordu! DEMİRBANK'ı silerek HSBC'yi alanlar ve şampanya patlatarak kutlayanlar şimdiki el koymayı "TÜRK BANKACILIĞINA DARBE!" diye eleştiriyor ama komik oluyordu! Ne kendileri ne de el konulan banka hiçbir zaman darbe almamış, aksine DARBELER inerken onlar parlamıştı!

EL konulan kurumun hikayesi çok ilginçti! Önümüzdeki günlerde inanılmaz ilişkiler ortaya çıkacaktı! Hangi iş adamı YAHUDİ BANKASINDAN kredi çekip hangi fonu aldı! Hangi manipülasyonlarla, hangi kağıtlarla oynanarak bu borç ödendi? SOL ve SAĞ'dan hangi iki işadamı operasyonun arkasındaydı?

Yani hem soldan hem sağdan gelip aynı yere hizmet edenler kimdi?

Paralel Yapı, devletin içinde kurulmuştu! Asker de sivil de vardı! Milli Güvenlik kararı bile vardı! Madanoğlu gibi Türkeş de destekliyordu bu yapıyı! Devlet Planlama'nın içinde görev yapan 30'dan fazla kişi çok önemli yer tutuyordu!

Amerika'daki şef sadece bunları görünce ayağa kalkıyordu! Ve bu yapı için kimsenin bir şey yazmasına çizmesine gerek yoktu! DEVLET her şeyi biliyordu! Çok sayıda ÜLKÜCÜ genç bu yöne kanalize edilmişti! Devlet içindeki etkili isimlerin de ÜLKÜCÜ kökenli olmasına dikkat ediliyordu! Tercih sebebiydi!
Ancak bu yapıyı kuran ve yeşerten AKIL bambaşka bir oyun kurmuştu!

Hizmet süresi dolan bu yapıyı MUHAFAZAKAR hükümete ortadan kaldırtacak, sonra da bütün güçleriyle hükümete yükleneceklerdi!
Önceden sol-sağ, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışırdı! Şimdi AYNI KULVARDA görünen iki akım kapışıyordu! Hizmet'in ömrü dolmuştu!

Ama Ankara'nın bunu tasfiye ederken yapacağı yanlışlar sonra önüne getirilecekti! Bu yanlışlarla Ankara da tasfiye edilecekti! Plan buydu!

Napolyon'un dediği gibi YAVAŞ YAVAŞ HIZLI GİTMELİYİZ! Bizden beklenen hataları yapmamalıyız! Ankara hizmetin çoğunluğuyla değil KUM SAATİNE gönül veren birkaç kişiyle ilgilenmeli!

NOT: IŞİD'le de bize gelecekler! Gelmeye çalışacaklar!

Ergün Diler
Takvim


ŞEYTANI CENNET, İMAM ALİ'NİN BABASINI İSE CEHENNEME KOYDULAR

Programda konuşan eski müftü İlahiyatçı Yazar Mehmet Emin Koç hoca, "Muhammed Mustafa (as)'ı bir tarafa koyarak ılımlı bir islam oluşturdular dinlerarası diyalog furyası ile. Bakınız bunu biz kendimiz demiyoruz, bakınız Küresel Barışa Doğru (Fethullah Gülen Küresel Barışa Doğru Kozadan Kelebeğe 3 Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları) " Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani 'Muhammed Allah'ın rasûlüdür' kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmım ikrar eden kimselere de rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır." Yani Muhammed Resülüllah Tevhid'in rüknünün söylemeyene de biz rahmet ve merhamet nazarıyla bakmamız gerekiyormuş. Hatta "kıyamet günü Allah'ın sonsuz rahmeti öyle bir tecelli edecek ki şeytan bile umuda kapılacak ve bu rahmetten istifade edecek." Bakınız Muhammed Mustafa (as)'yı Kelime-i Tevhidden çıkartanlar şeytana bile cehennemden kurtuluş umudu oluştururken, şu kitabı hemen arkadaşlar buradan zoomlasınlar kime ait Fasıldan Fasıla Fethullah Gülen, şeytana bile cehennemden kurtuluş umudu oluşturanlar Muhammed Mustafa (as)'ı ömrü boyunca, hayatı boyunca bütün varlığı ile, kılıcı ile, canı ile, sözü ile, kelamı ile, kalemi ile koruyup kollayan kim Hz. Ebu Talib, kim İmam Ali (kv) efendimizin babası Ebu Talib hazretlerine nerede yer ayırıyorlar kafir olarak (haşa haşa) cehennemde yer ayırıyorlar" dedi.

EBEDİ CEHENNEMLİK OLAN HIRİSTİYANLARI CENNETE KOYDULAR

Mehmet Emin Koç, "Fasıldan Fasıla sayfa 97 (Fethullah Gülen'in kitabı) aynen okuyorum. Bakınız Ebu Talib'in imanı diye bir bölüm açılmış " Rivayetler açısından meseleye baktığımız zaman Ebu Talib'in Kelime-i şahadeti söylemeden öldüğü kesin gibidir. Bu arada ikinci dünya savaşında ölen hıristiyanlar hakkında bile çok yumuşak düşünen ve bir fetret dönemi yaşandığından ötürü mazlum olan olarak ölen o insanların kurtulabileceğini ihsaz eden hz Bediuzzaman bile Ebu Talib'in iman edemediğini ve cehennemde azaba düçar olacağını söylemektedir". Ben demiyorum kendi eserleridir. Yani ikinci dünya savaşında ölen hıristiyanlara bile cennette yer ayıran bediuzzaman (Said Nursi) efendi, Hz. Ebu Talib'e Allah Allah cennette bir giriş yapısı bile ayarlayamıyor. Devam ediyoruz bitmedi orada ve Kelime-i Şahadeti şöyle demiş," Netice itibariyle Ebu Talib'in inanmadan ahirete irtihal ettiği kesindir ve tabii bu kesin kanaati bildiren naslara rağmen başka bir mütaalada bulunmak da doğru değildir" ve çok ilginçtir, " Peygamber efendimizden rivayetle Kelime-i Şahadeti söyle ahirette sana şefaat edeyim demiştir diye bir Hadis-i Şerif nakledilir ama Peygamberliğin 10. senesinde kendisine şefaat hakkı verilip verilmediği net olmadığı için böyle bir rivayetin de caiz olmadığı" diye zan ve uydurma rivayetlerle Hz. Ebu Talib'in küfrüne yol çıkartanlar kim bu sayın Fethullah Gülen eserinde bunu anlatıyor ve bu olayı Prof. Dr. Haydar Baş bey Rahmetenlil Alemin eserinde Hz. Ebu Talip ile ilgili ayeti kerime nasıl olmuş dedikleri ayetler Ebu Talib efendimizin vefatından 15 sene sonra medinede nazil olmuş ayetler. Medinede nazil olmuş ayetler Hüzün yılından vefat etmiş Hz. Ebu Talib'in hükmü ile bağdaştırıp hilei şeriye ile Hz. Ebu Talib'e kafir damgası vurmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

HADİSLERE GÖRE EBU TALİB CENNETLİKTİR

İlahiyatçı Koç, "Bakınız Prof. Dr. Haydar Baş bey Ebu Talib konusunu Rahmetenlil Alemin Hz. Muhammed Mustafa (as) hüzün yılı bölümünde bizzat anlatmaktadır. Hz. Ebu Talib'in cennetlik olduğuna dair hadisi şeriflerle Muhammed Mustafa (sav)'nın bizzat beyanlarıyla ispatlamıştır. Niye bunların (Nurcuların) hadisleri böyle, çünkü sayın Fethullah Gülen'in, bediuzzaman dedikleri Said Nursi'nin kullandığı rivayetlerin tamamı 80 sene Hz. Ali (kv) efendimize beddua okutan, lanet okutan Muaviye (Muaviye bin Ebu Süfyan, Yezid'in babası) döneminin rivayetleridir.Muaviye ile ilgili Muhammed Mustafa (sav) zalim ve bağiy (Allah'ın emrine karşı gelen, tecavüzcü) ifadesini kullanmıştır. Ammar ibni Yasir'e " seni zalim ve bağiy biri öldürecek" beyan buyurmuştur.Yezid dediğimiz de kim Allah'ın sevilmesini emrettiği, farz kıldığı Ehl-i Beytini kılıçtan geçiren aile, Muaviye ve Yezid ailesi. Onların kılıçları, baskıları, saltanatları döneminde oluşturulmuş rivayetlerle sen Ebu Talib'i cehenneme yolluyorsun BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında dinler arası diyalog furyasında hıristiyanlar ve yahudileri cennete gönderiyorsun ve Muhammed Mustafa'yı kelime-i tevhidden çıkartarak, Muhammed Mustafa'yı zikretmeyenleri, ikrar etmeyenleri de rahmet nazarıyla bakmamız lazım diye bir ılımlı islam modeli ortaya çıkartıyorlar bu birinci nokta. Aynen bunun bir benzeri ılımlı alevilikdir" dedi.

FETHULLAH GÜLEN'İN YAHUDİ, HIRİSTİYAN VE İBLİS GAYRETİ

Programda konuşan İlahiyatçı Yazar Müslim Karabacak ise "Mehmet Beyin ifade ettiği Fethullah Gülen'e ait olan sözlerle ilgili Yahudi ve Hıristiyanı kurtarıp cennetlik yaptıktan sonra şeytanı da cennetlik yapmaya matuf ifadelerini ona da rahmetten pay ayırma ile ilgili bölüme değinmek istiyorum. Araf Süresi 156 ve 156. ayette Cenabı Hak rahmetini kime nasip edeceğini, Cenabı Hakkın rahmetinden kimlerin istifade edeceğini çok açık bir şekilde ifade ediyor. Yahudilerinde, hıristiyanlarında bu rahmetten nasibi olmadığını Fethullah Gülen'in oradaki ifadesindeki şeytanın bile bu rahmetten pay kapacağı ile ilgili ifadesini de reddeden, şeytanında bu rahmetten zerre kadar nasiptar olmayacağını Cenabı hak beyan ediyor. Fethullah Gülen büyük bir hocaefendi diye taktim edilen bu insanın bu ayetleri bilmemesi mümkün değil o zaman bir çarpıtma söz konusudur. " Ben bu rahmetimi şunlara yazacağım, ittika edenler Allah'ın ölçülerine azami derecede riayet edenlere bu rahmeti yazacağım, zekanını verenlere yazacağım, ayetlerime iman edenlere rahmetimi yazacağım. O kimseler ki ümmi, nebi, resüle tabii olanlara bu rahmetimi yazacağım, o beni ki, ellerindeki Tavrat'ta, İncil'de ismi yazılı olan nebi, ümmi, nebi resüle tabi olanlara ben rahmetimi yazacağım diyor Cenabı hak. Dolayısıyla Allah'ın rahmetinden kimin pay alacağını Yahudilerin, Hıristiyanların, ve İblis'in bu rahmetten pay alıp almayacakları bu ayetten net olarak anlıyorum. Onun için burada başka bir sıkıntı var (Fethullah Gülen'in) Yahudi ve Hıristiyanlardan sonra İblis'i de kurtarmaya gayreti var" diye konuştu.

FETHULLAH GÜLEN YAHUDİ VE HIRİSTİYANDAN SONRA İBLİS'İ BİLE CENNETE KOYDU


FETULLAH GÜLEN İN ÖZGEÇMİŞİ- DERLEME-
FETULLAH GÜLEN İN BÜYÜK SIRRI NEDİR ?.




Neden bulunduğu yerlerin içinde van dan bahsetmez sakladığı sır ne?????

Van dan kaçtıktan sonra neden bir daha hiç doğuya gitmemiştir???

Sevgili okurlar şimdi bakın. Burada fetto terör örgütü liderinin ülkemiz içinde bulunduğu yerlerle ilgili bilgiler var.

Başka kaynaklarda da ha farklı ama Van’nın ilçesindeki kuran kursu görevinden hiç bahsetmez..

Açıklıyoruz!!

"Ermeni olan dedesinin Pasinlerli İbrahim Bey'in hizmetkarlığını yaptığı yıllarda, Rus işgali sırasındaki Ermeni ayaklanmasında İbrahim Bey ve ailesi Ermeni hizmetkarlarının tasallutuna uğrayınca, İbrahim Bey hizmetkarını ve onun ailesinin bir bölümünü öldürür. Ardından, intihar eder. Olaydan sağ kurtulan Fethullah Gülen'in babası, 18-19 yaşlarındayken, İspir'e gelir ve yerleşir.

Fethullah GÜLEN: Müslüman adı alır ve bir Türk kızı ile evlenir. Gülen'in babasının, 'Öyle bir evlat yetiştiriyorum ki, bunları kendi dinleri ile vuracak' dediği de rivayet olunur." ( E.M.H., 2 Haziran 1999)

1968 yılı itibariyle İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği Kestanepazarı Kuran Kursu öğreticisi görevlerinde bulunmuştur.

1969 Ağustos ayı içinde İzmir Buca’da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kuran Kursu’nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla açılan bir kampta, Kuran okumanın yanı sıra Risale i Nur eğitimi yapmıştır.

Aynı yıl içinde Said i Nursi için Isparta’da okutulan mevlüde katılmıştır.

1970′de İzmir’de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.

1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek idare heyetinden çıkarılmıştır.

Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır. Anılan komutanlıkça açılan davası sonucunda vaaz etme yetkisi alınmıştır.

1972 Eylül ayı içinde Erzurum’a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.

1973 yılı itibariyle Edremit’e tayin edilmesine karşın, İzmir’de ikamet ederek her hafta cuma günleri Edremit Alemzade Camii’nde vaaz vermiş ve her gelişinde ayrı ayrı Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenlemiştir.

Aynı yıl itibariyle Edremit Merkez Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan ve Nurcu öğrencilerin iştirak ettiği kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etmiştir.

1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliği’ne tayin edilmiştir.

1974 1976 yılları arasında yurt çapında çeşitli konularda konferanslar vermiştir.

1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen’in fıkıh dersi vereceği öğrenilmiştir.

1976 Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atanmıştır.

Münfesih MSP yanlısı olan Nurculardan Fethullah Gülen, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem vermektedir.

İzmir Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlayarak Nurculuk propagandası yapmıştır.





KESTANEPAZARI CAMİİ- GİRİŞ(ERKEKYURDU DA BULUNMAKTA.İZMİR'DE NATO KOMUTANLARI İLE BAĞLANTISINI BURADA KURDU..



19.04.1980′de İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde “Huruç harekatı” (Atılım harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” belirtmiştir.



KESTANE PAZARI CAMİİ-KEMERALTI-KONAK-İZMİR



1980 yılında İzmir’de bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; “Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvalarını vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini” ifade etmiştir.



KESTANEPZARI CAMİİNDE YİNE OLAĞAN BİR VAKIFLAŞMA VE NURCU VAKFI,VAKIFIN ERKEK YETİŞTİRME YURDU DA CAMİİN YANINDA...



24.06.1980 tarihinde, “Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı” Denizli Şubesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Müslümanlığın giderek azalması ve komünizmin yayılması amacıyla, Türkiye’ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlaksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür” tarzında ifadeler kullanmıştır.

Yazıcı Nurcuların lideri olan Fethullah Gülen, Bornova Merkez Camii’nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.

1980 yılında İzmir’de Nurcuların yayın organı “Sızıntı” adlı dergide zaman zaman “MFD” rumuzu ile yazılar yazmıştır.

12.09.1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçmıştır.

16.10.1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum’dan 20 günlük, daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne göndermiştir.

1980 Aralık ayında İzmir Bornova Merkez Vaizliği’nden Çanakkale’ye tayinini yaptırmıştır.

1981 Ocak ayı itibarıyla Isparta ili Uluborlu ilçesinde bulunan Islah Sitesi’ndeki “İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği” merkezinde gizlenmiştir.

27.02.1981 tarihinde Eyüp İstanbul Hükümet Tabipliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nce 20 günlük rapor almıştır. 22.03.1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü Merkez Vaizliği’nden istifa etmiştir.

1981 yılında Ankara’da Nurcu liderlerden “Toprak Diş Kliniği” sahibi Hayrettin Toprak‘ın evinde saklanmıştır.

1982 Mayıs ayında Konya’daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenlemiştir.

7.8.1982 tarihinde Keşan’ın bir köyünde gizlenerek “Molla” ve “Dahhak” takma isimlerini kullanmıştır. Aynı yıl itibariyle Sızıntı grubuna mensup şahıslarca, Mekke’de kiralanan bir dükkanda adı geçenin bantları hac süresince Türk hacılarına satılmıştır.

10.06.1983 tarihinde Menemen Helvacıköy’de Y.İ.E. öğrencisi Yaşar Erdoğdu’nun yanında saklanmıştır.Ege Ordu ve İzmir Antalya illeri Synt. Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde yer almıştır.

18 Mayıs 1985 tarihi itibariyle, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul/Altunizade’de bir konuşma yapmış ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulunmuştur. 23 Eylül 1985 tarihi itibariyle Çanakkale ili Biga ilçesinde mukim Fethullah Gülen grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm adlı yazarın “Hilafet Nasıl Yakıldı” isimli eserini, Nurcular ile Milli Görüş mensuplarına ücretsiz olarak dağıtmıştır. 1 Ekim 1985 tarihi itibariyle; Hizb üt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi, parti merkezinden aldığı emir üzerine, İzmir’de tahsilini yaparken, Fethullah Gülen ile bir görüşme yapmış, ancak bu görüşmede müspet bir netice alınamamıştır.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 7130 97/85/Synt. İstihbarat Hrk. Ş. Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer almıştır.1987 yılında, İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başlamıştır.



Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı konuşmada; “Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini” ifade etmiştir.

Bu konunun doğru olmadığına dair de sonraki beyanatlarında Türkeş'e; Adnan Menderes'in vebali Türkeş'in boynundadır diye itham ederek göstermiştir...



KİRLETTİĞİ HUTBE YERİ-KESTANEPAZARI CAMİİ



6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı desteklemek maksadı ile Nurcuların hayır oyu kullanmalarını sağlamıştır.Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, “ANAP’ın geleceği ile ilgili” toplantıya katılmıştır.

Mart 1990 ayı içerisinde Türkiye’deki İslami faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslam Şurası içerisinde yer almıştır.1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkmıştır.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler arifesinde münfesih MÇP’ye 3.5 milyar yardımda bulunmuş ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi desteklemiştir.

Nisan 1992 ayı içerisinde, Azerbaycan‘a giderek anılan ülkede TV kurma çalışmalarınıbaşlatmıştır.

Aynı tarihte ABD’deki Risale i Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak anılan ülkeye gitmiş, ardından Avustralya’ya geçerek Türk öğrencilerin akademik eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtları ziyaret etmiştir.

Ayrıca kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüşmüştür.



1992 yılı içerisinde MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmalarına giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi ve manevi destek vermektedir.

19 Ocak 1994′te Ankara’da kurulan “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’‘nın kurucuları arasında yer almaktadır.

1995 yılı içerisinde ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri tarafından ayrı ayrı ziyaret edilmiştir.

Ağustos 1995 tarihi itibarıyla basında çıkan devlet yanlısı beyanları nedeniyle İBDA C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edilmiştir…



MEHMET DALMAZ



FETHULLAH GÜLEN'İN PAPA'YA YAZDIĞI MEKTUP

Not: Bu mektubun Aksiyon'daki adresi iptal edilmiş. Eski Kaynak :http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/167/ M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998 Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun. Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir. Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir. Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir. Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz. Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz. Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir. İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır. Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik. Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız. 'Pek muhterem Papa cenapları, ''İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır. ''


FETTULLAH GÜLEN GİZLİ KARDİNAL Mİ? AYTUNÇ ALTINDAL YAZDI...


Aşağıdaki okuyacağınız yazı Gazeteci,yazar Aytunç Altındalın Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri adlı kitabının 115-116 ve 117.sayfalarında bulunan çok araştırılması ve sonucunun Türk Milletine acil olarak duyurulmasının gerektiğini anlatan bir yazıdır.

Bizler Aytunç Altındal gibi yazmıyoruz.O bazı şeyleri biliyor fakat söylemiyor.Ama biz söylüyoruz.Yazının muhatabı Fettullah Gülen denen gizli Katolik kardinalidir..Yıllarca Müslüman kılıfında / kılığında gezinip,şehir,şehir,köy,köy hatta ülke ülke gezerek kendine taraf toplayan bu adamın artık kimliği açıklanmalıdır.

Vatikanın sözünden başka bir şey bilmeyen nursuz şeytanın ve şakirdlerinin derhal Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atılması gerekmektedir.Yıllarca bize Türk Milletine kan kusturmuş Osmanlı Devletini bile yavaş yavaş yok etmiş hatta şu içinde bulunduğumuz FETİH haftasının mimarı olan Cennet mekan Fatih Sultan Mehmed Hanın katili Arnavut asıllı YAHUDİ doktor gibi İsrailoğullarına yakınlığı ile bilinen bu çıfıtın ne mal olduğu bu tür yazılarla dile getirilmeli ve necip Türk Milleti bu konuda uyarılmalıdır.

28 şubat kadife (!!) devriminin baş mimarlarından olan bu soytarı Çevik Bir adlı emekli Mason olan paşanın dediği gibi ülkede gerçek manada İslami bir din devleti kurmaya çalışmamaktadır.Bu adamın kurmaya çalıştığı devlet Vatikan-Abd-İsrail-Ab dörtlüsünün bize sunduğu ILIMLILAŞTIRILMIŞ (!),EHLİLEŞTİRİLMİŞ (!),HRİSTİYANLIK (!) ÇEVRESİNDE BİRLEŞTİRİLMEYE çalışılan sözde İslami devlettir.

ABD de fbı ajanları tarafından 24 saat boyunca güvenlik içindeki korunan çiftlikte 5000 dolarlık masaj koltuğunda oturup, masonik medyanın Türk Kimlikli Aydın Doğanın Milliyet paçavrası üzerinden cilalanarak Türk Milletine HALİFE olarak yutturulmaya çalışılan Fettullah Gülen artık dönme sinyalleri veriyor.

Kendisinde hastalık var onun için gelmiyor denilen bu Vatikan şarlatanı derhal İslami Kimlikten çıkarılıp PAPAZ kimliği ile dolaşmalıdır.Döndüğünde tırafik sıkışır diye gelmiyor diyen NURCU tayfa çocukların bile güleceği bu sebeple oyalatılan Türk Milleti artık bu ve benzeri gibi DIŞ MİHRAKLARIN yerli taşeronlarını bilmesi anlaması ve uyanması gerekmektedir.

İslamdan,Türklükten fersah fersah uzaktaki bu VATİKANIN İSLAM HALİFESİ nin bizlere ve genç neslimize zerk edeceği ZEHİR in telafisi,panzehiri asla,asla,asla bulunmamaktadır.Onun için her daim Türk Milletine Zaman,Stv,Sızıntı,Aksiyon gibi lağımlarla ulaşmaya çalışan bu sözde halifenin yayınları seyredilmemeli,paçavralarına ilanlar verilmeyerek çöküşünü hazırlamalıyız.Türk Milletine kin ve zehir kusması bu şekilde önlenmelidir.

İşte Fettullah Gülenin gizli kardinal olduğuna dair ip ucu yazısı..



PAPA 2.JOHN PAULUN GİZLİ KARDİNALLERİ


16 Nisan 1995 te Papa 2.John Paul,VATİKAN St.PeterMeydanını dolduran 200.000 kişilik bir kalabalığa,Paskalya mesajını okudu.Papa ilk kez bu paskalya mesajında siyasal haklar edinmek için silahlı mücadele veren örgütleri bizzat dile getirdi.Papa aynen şunları söyledi.

‘’Özellikle Kürtleri,Filistinlileri ve Latin amerikadaki gurupları siyasal haklar elde etmek için silahlı mücadelede bulunmaya son vermeye çağırıyorum.Toplumda karşılıklı kabule ve saygıya dayalı kullanılabilir (equitable) çözümün tek yolu vardır.Diyalog.Ben onları bir an önce diyalog başlatmaya davet ediyorum.’’

Bu Papalık çağrısından sonra ilginç gelişmeler oldu.İlkin Belçikada,sonra da Almanyada ‘’Diyalog’’ gurupları oluştu.Hemen ardından 1995 yılının Eylül ayında ‘’Pkk diyalog istiyor’’ sesleri yükseltilmeye başlandı.Bunları ‘’Türkiye diyalogdan kaçıyor’’ şeklindeki batı basınının manüpile edilmiş haberleri izledi.Türkiye yeniden insan hakları örgütlerinin boy hedefi haline getirildi.

Vatikanın ve onun bürokrasisinin Türkiyedeki siyasi gelişmelerle doğrudan ve açıklanmış iradeyle ilgilenişi işte bu 16 nisan paskalya konuşmasından sonra hız kazandı.Ne hikmetse bu güne değin ‘’Diyalog’’ sözcüğünü telaffuz bile edemeyen bazı çevreler ‘’Din’’ aşkına ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ toplantıları düzenlemeye başladılar.

Papanın ne tür bir diyalog çağrısı yaptığı ise Katolik Kilisesi tarafından yayınlanan resmi belge ve yayınlardan anlaşıldı.Katolik aleminde en ciddi ve en çok izlenen yayın organı olan ‘’THE CATHOLİC WORLD REPORT’’ (Abd tarafından finanse ediliyor) Mayıs 1995 sayısında Türkiyeyi tek taraflı suçlayan bir haber yayınladı (ss.13-14).Haberde Amerikalı Cumhuriyetçi Senatör John Porterin ‘’Türkiyede Kürtlere Jenosist uygulanıyor’’ şeklindeki demeci verildikten sonra Müslüman Türklerin elindeki Ankara Hükümetinin başta Kürtlere,Aramilere,Ermenilere,Süryanilere ve Rumlara baskı yapmakta olduğu vurgulandı.(Aynı senatör bilindiği üzere ABD de Ermeni soykırımı tezini savunur.İki ay önce (1998 yılı) eşiyle gelerek Türkiyedeki bazı Kürt liderleriyle görüşmüştü.Aynı dergi haziran 1995 sayısında ise tam altı sayfalık bir yazıyla Türkiyenin AB ye girmesini engelleyeceğini duyurdu.Papanın diyalog çağrısının böylece kasıtlı bir Anti-Türkiye kampanyasını seslendiren bir ‘’monolog’’ olduğuda anlaşıldı.

Rastlantı buya 1995 ten buyana Türkiyede diyalogla yatıp,hoşgörüyle kalkanlar,ne hikmetse tıpkı VATİKAN ağzıyla konuşarak terörist bir örgütle Türkiye Cumhuriyetini ‘’Diyalog ve Hoşgörü’’ yutturmacasıyla kendi deyimleriyle ‘’Diplomatik’’ görüşmelerde bulunmak üzere eşit taraflar olarak ‘’Diyalog masasına’’ oturtmaya uğraştılar.Hala da uğraşıyorlar…

Vatikan bu gelişmeleri nasıl değerlendirdi bilinmez .Ama ölmeden evvel Papa 2.Jean Paul sessiz sedasız bir atama yapmıştı.21 şubat 1998 de resmiyet kazanarak yürürlüğe giren bu atama olayı ile Kardinaller Kolejine (Vatikanın senatosu) 20 yeni kardinal daha atandı.Böylece bu PAPA nın ölümünden sonra yapılacak olan seçimde oy kullanma hakkına sahip olan kardinal sayısı 122 ye yükseltildi.(Gerçekte 166 kardinal var.Bunlardan 80 yaşının üstündekiler oy kullanamıyorlar.).Yeni kardinallerin ikiside Amerikalıydı.Bunlardan biri Türkiyedeki ‘’Diyalog ve Hoşgörücüleri’’ yakından tanıyan Chicagolu Francis Kardinal George diğeride eski Denver Başpiskoposu James Kardinal Satfford du.

Ancak ilginç olan bu değildi.Papa 2.john paul neredeyse 100 yıldır uygulanmayan bir ‘’Papalık Hakkını’’ da bu atamalarda kullanmıştı.Vatikan terminolojisinde ‘’in pectore’’ diye bilinen bu uygulamaya göre Papa 20 Kardinale ek olarak ikide ‘’in pecture’’ yani GİZLİ kardinal atamıştı.Söz konusu sözcük Latince ‘’Kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’’anlamına gelmektedir.



Diğer bir anlatımla ‘’in pecture’’ ile yıllardır Vatikanın ‘’gizli’’ hizmetinde çalışan ve / fakatKENDİ ÜLKESİNDE KİMLİĞİNİ GİZLEYEN BAŞKA DİNE MENSUP iki kişi şu anda Vatikanda kardinal yapılmış bulunuyorlar.



Papanın özel ‘’audiance=görüşme’’ yapmasından sonra kardinalliğe getirmeye uygun gördüğü bu kişilerin kim oldukları şu anda PAPA dahil sadece 7 kişi tarafından biliniyor.Geleneğe göre papanın bu şahısların kimliklerini ölümünden önce açıklaması gerekiyor,yoksa bu kişilerin ‘’in pecture’’ statüleri kimlikleri açıklanmadan sürecek.



Yıllardır vatikanın isteklerini yerine getirerek ‘’gizli katolik’’ olarak çalıştıkları ve bizzat papanın dediğine göre gerçek kimliklerinin açıklanması halinde ihanetleri nedeniyle kendi ülkelerinde ÖLDÜRÜLEBİLECEKLERİ ihtimali bulunan bu iki kişi acaba kimdir?.Bunlardan birinin Çin Halk Cumhuriyetindeki bir din adamı olduğu tahmin ediliyor.Diğeride acaba Orta Doğudan Müslüman bir lider,kral ve / veya bir din adamı mıdır.Soğuk savaş yıllarında CİA adına çalıştığı bilinen Papa 2.John Paulun Vatikandaki mafyası ‘’OPUS DEİ’’nin orta doğuda hangi liderlerle kolkola ve sermayesiyle iç içe olduğu biliniyor.Bir kaç yıl içinde çok hazin bir ‘’ALDANIŞ’’ la karşılaşmasınlar diye orta doğunun Müslümanları bu soruyu kendilerine sorsalar iyi ederler,kanısındayım..

Aytunç Altındal

Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri (sayfa115-116-117)



YENİ KÖLELİK DÜZENİ : Silah seslerini duymayacağımız bir ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI bölgemizde başladı bile!





Kadim bir bilgi , bir menfaat kırıntısı için yüzbinlerce kişi dolaylı yada doğrudan işkence gördü, katledildi ya da savaş meydanlarında parçalanarak can verdi. İnsanlık tarihinde gizli sırlara ulaşmaya çalıştıkça onlar daha ve daha derine gömüldüler. Hatta öyle ki her geçtiğimiz gün bir yerlerde bazı gerçekler başka gerçekleri örtebilmeleri için biçimlendiriliyor.

Algı yönetimi adına birçok silah kullanılmakta… Elbette bu silahların en başında görsel ve yazılı medya gelmekte… Ardından kitaplar, sinema, tiyatro… Hepsinde müesses düzenin tesirini bulabiliriz. Her birinde birbirleriyle rekabet hâlinde olan güçlerin karşısındakilere gözdağı vermek amacıyla mesaj gönderdiğine şahitlik edebiliriz.

Zira Türkiye’nin son dönemde içerisinden geçtiği süreci değerlendirirken hadiselere bu veçhesiyle yaklaşmamız gerekiyor. Bir yandan Batı ve işbirlikçileri tarafından Türkiye’nin çok kötü bir durumda olduğunun propagandası yapılırken, Türkiye aynı yöntemlerle bu manipülasyonun karşısında durmaya çalışıyor. Her türlü araç kullanılarak gerçekler halka anlatılmak isteniyor.

İnsanların idrakleriyle oynanarak şahsiyetsiz bireyler yetişmesini sağladığı da iddia edilebilir. Oysaki insanların algılarını hak ve hakikate nisbetle şekillendirebilmek de pek tabiî mümkündür. Mühim olan hakikatin ne olduğu sorusuna verilen cevap...

Senelerce “enformasyon çağı” maskesiyle Batı tarafından dezenformasyon taarruzuna maruz bırakıldık ve bu taarruz hâlâ sürmekte… Öte yandan teknolojik vasıtaların tüm dünyaya yayılması neticesinde bu kontrol Batı’nın ellerinden kayıp gidiyor. Bugün dünyanın her neresinde olursa olsun yaşanan bir hadisenin en ücra köşelere bile saniyeler içerisinde aktarılabilmesi mümkün. Toplumsal hâdiseleri takip etmekten uzak bir insan bile ister istemez zamanın getirmiş olduğu tesir ile beraber yaşananlardan haberdar oluyor. Analiz yapabilmek için bir mihrak fikre sahip olmayan fertler ise gardı düşmüş bir boksörün kombine yumrukları yiyip sersemlemesi misali enformasyon kirliliği ile sersemliyor.

Baskın şidetli olarak medya yolu ile sürdürülen bu savaşta, Türkiye de Tayip Erdoğan Tüm Maskeleri Düşürüyor .

Tüm bu kadim bilgileri sonsuza kadar gözlerimizin önünden kaçırabileceklerini sanıyorlar.

Hatta bunun için büyük bir planları var, kaosu sürekli hale getirip kendi kurdukları sistemin çökmekte olduğuna inandıracaklar herkesi. Hükümetler düşecek ve tarihin en karanlık sayfalarına sahip Avrupa her yerden önce karanlığa gömülecek. Bu yüzyıllardır şımarmış ve semirmiş halk kaosu ve sokaklardaki dehşeti görünce…. İşte o zaman her yerde bu çaresizlikten kurtulmak için gene çoğunluğun çoğu bulabildikleri her otorite parçasına tutunup DÜZEN isteyecekler…

İşte sizden istedikleri bu tuzağa düşmeniz; böylece zaten başta olanlar yeniden başa geçecekler ancak bu kez doğrudan Tiran olacaklar. Meydanlarda bu sefil oyuna gelmiş halk büyük ihtimalle şu sözlerin söylendiğini duyacak: “Başkaldırı ve isyanın tüm dünyayı sürüklediği bu noktada, bundan sonra mutlak otorite kurulacaktır. Tek bir televizyon, tek bir gazete, radyo, tek bir verici ve alıcı olacaktır. Sokağa çıkmak sadece belli saatlerde serbesttir” evet bu cümleler daha sadece başlangıcı olacak yeni kölelik düzenin. Tüm kadim bilgileri kendi çıkarlarına uygun kullanacak, onlarla yeni yeni kara büyüler, kitlesel manipülasyonlara başvuracak; yeni dünya düzeni aristokratları ve kuklaları kendilerine hiç çekinmeden Tiran, İmparator, Sultan, Kral ya da Halife diyecekler ve ne olduklarını her söylediklerinde kendileri için ölecek ve taparcasına sevecek halkı karşılarında bulacaklar.

Dolayısıyla organize edilmiş bir kaosun bir kaos olamayacağını, #occupy gurubunun Yeni Kölelik Düzenine hizmet ettiğini bilmeliyiz. Onlardan uzak durmalıyız. Aslında çevremizdeki neredeyse her şey o kadar satılmış ve çarpıtılmış durumdaki bi dağ başına kaçmaktan başka çare yok gibi. Daha doğrusu bu sancıya katlanmamız gerekecek. Ne kadar acılı olursa olsun bu plan büyük ihtimalle başarılı olamayacak.

Dün sessiz sedasız bir haber düştü ajanslara. RAF Milldenhall, RAF Alconbury ve RAF Molesworth kapanıyor.
Üçü de Amerikan üssü ve üçü de İngiltere'de.

Ayrıca aralarında Belçika, İtalya, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in de olduğu ülkelerde toplam 15 Amerikan üssünden çekiliyor Washington. Yani ilk bakışta "Amerika kaçıyor" gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Dünyayı yöneten ÜST AKIL kabuğuna mı çekiliyor?

Küresel Güçler Washington'u ETKİSİZ ELEMAN haline mi getiriyor? Bu soruları sadece ortaya çıkan fotoğrafa bakarak cevaplamaya kalkarsak tereddütsüz "EVET" demek mümkün.

Pentagon'un yılda "500 milyon dolar tasarruf yapacağız" şeklindeki bahanesi de "KAÇIŞ" habercisi gibi karşımızda sırıtıyor. Ancak kazın bir de ayağına bakmak lazım. İşte maalesef hiç yapamadığımız da bu!!!

Amerika kaçmıyor, savaşın şeklini değiştiriyor.

Yıllarca bu projeye yatırım yaptılar. Afganistan'a girdiler, sayelerinde EL-KAİDE doğdu. Irak'a girdiler, sayelerinde IŞİD dünyaya geldi. Ortadoğu kan gölüne döndü, etrafında hatta çok uzağında olanlar bile etkilendi. Şimdi kucaklarında iki tane SAVAŞÇI çocukları var. Kıtalararası uçak kaldırmaya, masraf yapmaya, Amerikan askerlerinin artık ölmesine lüzum yok.

2015 yılını milat ilan ettiler.

Televizyon programlarına en ünlü analizcileri, CIA'ya çalışan dünyaca ünlü gazetecileri sürüyorlar. "2015 çok hareketli geçecek. Dünyada yeni haritalar çizilecek" diye yaygara yaptırıyorlar.

Amerika'nın işine gelmeyen liderlerin bu yıl içinde halledileceğini ilan ediyorlar.

Hem Avrupa'daki üslerini kapatıp, binlerce askerini çekeceksin hem de istediğini "TIK" diye halledeceksin... Peki bu nasıl olacak?

Dedik ya ellerinde EL-KAİDE ve IŞİD gibi gözünü budaktan sakınmayan iki savaşçı evlat var diye. Suudi Arabistan'a bu iki çocuğu sopa olarak gösterip "Gönderirim ha üzerinize" dersin, petrol fiyatlarını düşürürsün... Petrol fiyatları düşünce en büyük üreticilerden Rusya batma noktasına gelir.

Putin'i minicik Suudilerle halletme rüyasını gerçeğe yaklaştırırsın. Hatta bu öyle bir silah ki, yıllardır halledemediğin Küba'nın devrimci Castro'sunu bile hizaya getirip Washington'a yaklaştırırsın. Çünkü EL-KAİDE ve IŞİD sopasıyla tehdit ettiğin Suudi Kral sayesinde düşen petrol fiyatları üretici-satıcı Venezuela'ya da diz çöktürmüştür.

Venezuela Küba'ya yıllardır bedava petrol vererek Castro'yu sübvanse etmekte, rejimin ayakta kalmasını sağlamaktadır.. Fiyatlar düşünce zarara uğrayan Venezuela'dan petrol yardımı kesilir... Biz de televizyonlardan büyük şovlar eşliğinde "Aaa ABD ile Küba barıştı" diye bakarız. Bizim solcularımızdan "Yaşasın dünya barışı" diyenler bile çıkabilir.

Avrupa'da, Paris'te yaşananların arkasında da hep bu ÜST AKIL var.

Avrupa'ya diz çöktürmek istiyorsan, savaşçı evlatları Paris'e sürersin... Almanya'da, İsviçre'de, Avusturya'da da camiler yaktırırsın. Hristiyan-Müslüman savaşına çanak tutarsın...

Müslümanları Avrupa'da hallettirir, göçe zorlarsın.

Çıkan kaoslardan, yıkımlardan ve yangınlardan Yahudi baronlara ve ülkene tek mermi atmadan milyar dolarlar kazandırırsın.

İstediğini de Washington'a bağlarsın.

İsrail'i rahatlatırsın.

Kaoslardan beslenip, enerji hatlarına inen ve Amerika'yı ahtapot gibi saran üst akıl işte bu mermisiz silahı keşfetmiş durumda.

Dünyanın her yerinden binlerce askerini çekip, üslerini kapatmaya hazırlanırken, CIA beslemeli gazetecilerine "Yeryüzünde yeni haritalar çizilecek" diye bağırtmanın altında bu yatıyor. Adamlar onun için" 2015 çok hareketli geçecek" diyerek kendinden emin olmanın doruk noktasına çıkıyor.

Gezi olaylarının kokusunu alıp Tünel'deki cafelerde o dönemde kamp kuran PULİTZER ödüllü bir Amerikano da ekranlara çıkıp aynı sözleri haykıranlardan.

"Türkiye'nin alacağı kararlardan bir gün sevinip, ertesi gün üzülen olmak istemiyoruz artık" diyerek de ekliyor.

Yani bağlı olduğu ÜST AKLIN 2015'te Türkiye'yi de ihmal etmeyeceğine işaret ediyor pervasızca.

Tel-Aviv, Londra, New York şeytan üçgeni belli ki bizim için epey proje hazırlamış durumda.

Pervasızca ve fütursuzca saldıracaklar.

Önemli olan biz ne yapacağız?

Mersin'de birileri çocukların eline para verip bayrak yaktırdığında birbirimize mi gireceğiz? "Yeni haritalar" çizenlere cetvel mi olacağız?

Evlatlarımızı iki ağaca sokaklara mı teslim edeceğiz? Oyunlara mı geleceğiz?

Yoksa oyun bozan mı olacağız?
Ne?

Bekir Hazar
Takvim

3. DÜNYA SAVAŞI YAKLAŞIYOR MU?

"Dünyada soğuk savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Sıcak savaş kapımızda, her an patlayabilir" diye. O bir bilense, boşa söylemiyor.


Sovyetler Birliği'ni dağıtan adam olarak tarihe geçti. O dönem dünyayı yöneten iki süper güçden biri Sovyetler'in en tepesinde oturmak ve ardından darmadağın etmek kolay iş değildi.
Zoru başaran adam Mihail Gorbaçov'du.

Ülkesini parçalara ayırırken yalnız değildi.

Dünya Para İmparatorlarından muazzam destek aldı. Ülkeler nasıl parçalanır, kimlerden destek alınır, hangi tezgahlar devreye sokulur ve bu uğurda nasıl savaşılır en iyi bilen kişiydi Gorbaçov.

Bir açıklama yaptı bir bilen olarak dün;

"Dünyada soğuk savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Sıcak savaş kapımızda, her an patlayabilir" diye. O bir bilense, boşa söylemiyor.

Evet yeryüzü yeryüzü olalı böyle bir çekişme ve bel altı savaşı görmedi bugüne kadar. Ortadoğu kan gölüne döndü, Afrika'da kan akıyor zaten. Yıllarca terörü besleyen Avrupa'nın göbeğinde terör saldırıları ayyuka çıktı. Fransa, CIA operasyonu Charlie Hebdo saldırısı ile darmadağın oldu. Yıllarca PKK kamplarını ziyaret eden Fransız devlet başkanları eşlerini gördük. Şimdi "Terör bize geldi, yandık" diye ağlıyorlar. Çıkardığı fitnelerle, kurduğu örgütlerle Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren İngilizleri şimdi terör korkusu sardı.

Her an bir saldırı bekliyorlar.

Ülkedeki basın organlarının tüm üst düzey yöneticilerini İngiliz istihbaratı toplantıya aldı geçtiğimiz haftalarda. Ve muhtemel bir terör saldırısı durumunda ülkedeki televizyonlara canlı yayın yasağı getirildi. Yıllarca teröre Avrupa'dan hayal edemeyeceğimiz kadar destek geldi. Geçtiğimiz günlerde sohbet ettiğimiz bir General "Belçika'da görev yaptığım yıllarda Sabancı'nın katilleri ile karşılaşıyordum AB'nin başkenti Brüksel sokaklarında. Arkasında bir yığın Belçikalı istihbaratçı vardı ve katili koruyordu" diyordu.

Terörle beslendiler hep, şimdi mideleri bozuldu.

Ukrayna'yı sokakları terörize ederek birbirine kattılar, yüzlerce insan öldü. Almanya'yı dolduruşa getirdiler, Ukrayna'yı parçaladılar. Şimdi Almanya Ukrayna'da Ruslarla karşı karşıya geldi.

Avrupa Birliği'ne diz çöktürmek isteyen Amerika ve Euro bölgesini çökertmek isteyen DOLAR BARONLARI bir taşla üç kuş vurdu. Almanya bugünlerde nasıl tuzağa düşürüldüğünü anladı, Rusya ile anlaşma yolları arıyor, barış tekliflerinde bulunuyor. Rusya, petrol fiyatlarını düşüren Suudi Arabistan'a burnundan soluyor.

Dünyada saflar belirleniyor, bir bilen Gorbaçov'un dediği gibi savaş tamtamları çalıyor.

Her ülke istihbarat ajanları ile sızdığı örgütleri kullanma yönteminin dibine kadar daldı. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) istihbarat biriminde yıllarca ajan olarak çalışan Tom Drake bugün ahaber'de yayınlanacak Yazboz programına önemli açıklamalar yaptı;

"İstihbarat servisleri politikaları etkilemek ve operasyonlar düzenlemek için her türlü aracıyı kullanır. Hatta bazen düşmanımın dostu benim dostumdur ya da düşmanımın düşmanı benim dostumdur gibi yaklaşımlarda bulunmak gerekebilir. Tabi bu hangi tarafta olduğunuza bağlı." diyor.

Yemen'de görev yapan iki Alman istihbaratçı on metreden atılan kurşunlarla ağır yaralandı. Suudi Arabistan'da 3 Alman ajan silahlarla tarandı. Afganistan'da da üç Alman ajana bombalı saldırı yapıldı. Avrupa Birliği'nin lideri hedefte... ÜST AKIL birliği dağıtmakta kararlı ve burnumuzun dibindeki Yunanistan'a fena daldılar.

Radikal solcu, sermaye düşmanı, proleterya çocuğu yeni Başbakan'ı fena sıkıştırıyorlar. "Borçların var ona göre" diye her gün sopa vurarak aşırı solcuyu kapitalizmle terbiye ve dizayn ediyorlar.

AB'yi Atina ile parçalamaya çalışıyorlar. 380 milyar euroluk borç batağına batmış Yunanistan'ın zavallı savunma bakanı ise ilk ziyaretini Kardak kayalıklarına yapıyor. Belli ki PARA'nın gücü önümüzdeki günlerde maşa olarak, tarihte olduğu gibi yine bu batmış cücük ülkeyi üzerimize sürecek. Maşa her zaman maşadır... Ve savaşlarda ateşin içine maşalar sokulur. Sobanın ateşi sönmesin diye!!!

Böylesine bir ortamda Ankara, oynanan her hamleyi görüyor.

Ve satrancı çok iyi oynuyor. Çünkü bu ülkeyi artık tarihini bilenler yönetiyor.
Tarihinden ders almayanlar ve sövenler ise günümüz dünyasında maalesef dünyadan bihaber acınacak durumda kalıyor.
Ve oyun kuruculara malzeme oluyor!!!

Bekir Hazar
Takvim


KABALA HALA İNTİKAM ALMAYA DEVAM EDİYOR 'Kabala'nın İntikamı' kitabında Kabalistler'i elen alan İlhami Yangın, Kabalistlerin dünya, İslam ve Türk tarihine etki ederek gerçekleri saptırdığını savunuyor.

İnsanlığa karşı savaş, global elit tarafından sürdürülmektedir. Bu operasyon, dünya çapındadır ve eğer hayatlarımızı gelecekte olacakların korkusuna göre şekillendirirsek, bu bizim yenilmemize sebep olur.



Yazar İlhami Yangın, önemli bir Yahudi kaynağı olan Kabala kitabına inanan Kabalistlerin; dünya, İslam ve Türk tarihine etki ederek gerçekleri saptırdığını söylüyor. Yangın'a göre Tevrat'ın tahrif edilmesinde, Hristiyanlığın dejenere olmasında, Yahudilerin İslamiyeti kabul etmemesinde, Hariciler ve Batınilerin ortaya çıkmasında, Bektaşilik ve Alevilik'te batıl inaçların görülmesinde Kabalistlerin etkisi çok büyük. Yangın; Ahilik teşkilatının temelinde Kabalist etkiler bulunduğunu, Ahiliğin kurucusu Ahi Evren ile Nasreddin Hoca'nın aynı kişi olduğunu ve Ahi Evren'in Hz. Mevlana'nın en yakın dostu Şemsi Tebrizi'yi bir suikast sonucu öldürttüğünü ileri sürüyor.

"Etkin Kitaplar" tarafından yayımlanan İlhami Yangın imzalı "Kabala'nın İntikamı" isimli kitapta Yahudilerin Kabala kitabı ve Kabalist inanç derin bir tahlile tabi tutuluyor. Yangın'a göre dünya tarihine etki ederek tahrif etmede Kabalistler çok büyük bir role sahip.

Yangın, Kabalistlerin adeta diğer insanlardan intikam alırcasına yaptıkları tahribatları anlattığı kitabında özetle şu görüş ve bilgilere yer veriyor:

Masonluğun kurucusu Hiram Usta, Eski Ahit'te 'dul kadının oğlu' olarak tanıtılıyor. Dünya masonları kendilerini 'dul kadının çocuğu' olarak görürler ve kendilerini 'birader' olarak çağırırlar. Ayrıca Hz. Süleyman'a karşı ayaklanan Yerovam da 'dul kadının oğlu' olarak niteleniyor. Yazarın iddiasına göre, Süleyman Mabedi'inin yapımında çalışan cinler ve şeytanlar Eski Ahit'te 'dul kadının oğlu' olarak tanıtılan Yerovam, Hiram ve onların emrinde çalışan masonlardır. Yazara göre, Eski Ahit'i tahrif edenler de masonlardan başkaları değildir.

Masonların kendi istekleri ile ortaya çıkmalarıyla Hz. Süleyman'a ihtilal düzenlemeleri arasında iki bin yıl vardır. Masonlar bu iki bin yıl zarfında yeraltında faaliyetlerini sürdürmelerine rağmen varlıklarını ve sırlarını gizlemeyi başarmışlardır. Masonların düzenlediği ihtilal sonucu Hz. Süleyman, deniz kıyısına kaçıp gitti ve ücret karşılığı balıkçıların balıklarını taşımaya başladı. Hz. Süleyman'ın ölümünden sonra devlet ikiye ayrıldı ve bir müddet sonra putperest bir kavim olundu.
HAZRETİ SÜLEYMAN PUTPEREST GÖSTERİLİYOR

Yahudilerin kutsal kitabında Hz. Süleyman açıkça putperest olarak gösteriliyor. Yahudi ansiklopedisi de Hz. Süleyman'ı 'kılıbık bir koca olmak' 'çok lüks bir hayat sürmek' ve 'çok tanrılı putperest olmakla' itham etmektedir. Tüm bu tahrifat ve yanlış bilgiler Kabalistlerden kaynaklanmaktadır.

Yazara göre, Hz. Süleyman'dan sonra Yahudilerin on kabilesi asimile olarak ortadan yok olurken, Babil'e sürülen diğer iki kabilenin günümüze kadar varlığını sürdürmesinin tek bir nedeni vardır: Kabala

Babil'deki sürgün yıllarının M.Ö. 539'da sona ermesinin ardından 1 milyon Yahudi'den sadece 42 bini geri döndü. Yani sadece yüzde 5'i. Aynı şekilde 1948 yılında İsrail Devleti kurulduğunda dünyada 12 milyon Yahudi yaşamaktaydı ve bunların sadece 600 bini İsrail'e gitti. Yani tüm Yahudilerin sadece yüzde 5'i.
KABALACILARIN ORTAYA ÇIKIŞI

Yahudilerin Babil'den dönmesinin ardından Ezra liderliğindeki Yahudiler, Hz. Musa'nın on emrinin yazılmasına karar verdiler. Böylece Tevrat'ın yeniden yazım süreci başladı. Bugün Yahudilerin elindeki kitap, Ezra'nın derlediği bu kitaptır.


Bu aşamadan sonra 'Kabalacılar' denen bir grup ortaya çıktı. Bunlar Tevrat'ın bir çeşit yorumu olan bir kitap yazmaya başladılar ve buna 'Kabala' dendi. Kabalistlere göre Hz. Musa, Tevrat'ı Mısır Hiyeroglif diliyle üç kat sır perdesi altında yazdı, bu Tevrat'ı Kabalistler adı verilen 70 kişilik bir gruba verdi.

Hz. Süleyman'ın gücünü sihirle elde etiğine inanan Kabalistler, bu dönemde tamamen büyüye teslim oldular. Yahudiler, hiçbir çaba sarfetmeksizin bu tür tılsım ve büyülerle kendi geleceklerini kazanabilecekleri konusunda kendilerini aldatmaya başladılar.

Harfçiliğin tarihsel olarak ilk örneğini oluşturan Kabala, harf ve sayıların gizemini çözerek Tevrat'ı yorumlamayı hedeflemektedir.

Amerikalı Masonluk uzmanı Dr. Mackey tarafından seslendirilen bir teoriye göre iki ayrı Kabala mevcuttur ve bunların tarihi Hz. Adem'in soyuna kadar uzanmaktadır. Hz. İdris'in soyundan devredilen Kutsal Kabala'ya ilaveten Kabil'in soyundan gelme 'Büyücü Kabalası'.

KABALİSTLERİN PİSAGOR'A ETKİSİ
Yazarın iddiasına göre matematik ve geometri dünyasında önemli bir isim olan Pisagor, Kabalacılar tarafından eğitilmiş ve kendisine Kabala'nın sırları öğretilmiştir. Pisagor tarafından kurulmuş olan tarikata girmek isteyenler Kabalistlerin yaptıklarına benzer sınavlara tabii tutuluyordu. Yazar'ın iddiasına göre Pisagor'un öğretileri ile Kabala'daki öğretiler örtüşmektedir. Pisagor'un öğretilerini yaydığı Cratona şehri İtalya'da idi ve bugün masonluğun en etkin olduğu ülkelerden birisidir İtalya. Tüm İtalya'yı etkisi altına alan Pisagor, ülkeyi istediği gibi yönetmeye başladı. Ancak halk, Pisagor'a ve kurduğu tarikata karşı çıkmaya başladı. Ayaklanan halk Pisagor ve yüzlerce kişiyi yakarak öldürdü.

PAVLUS VE HRİSTİYANLIK

Yazar'a göre Hristiyanlık tarihinde büyük bir öneme sahip Saul (Pavlus)'da Kabalist eğitimden geçmişti. Koyu bir Ferisi olan Saul, Hristiyanları cezalandırmak için Şam'a giderken Hz. İsa'nın görüntüsüyle karşılaştı ve tevbe etti. Saul'la birlikte Kabalist öğreti de Hristiyanlığın içine girdi. Nitekim Pavlus, Hz. İsa'yı ilk gördüğünde O'na 'Rab' diye hitap ettiğini söylüyor. Hz. İsa işte bu tarihten itibaren bir peygamber değil Tanrı'nın oğlu olarak bilinmektedir. Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu ileri süren Pavlus'tur ve bu inanış aynı şekilde günümüze kadar gelmiştir.

Pavlus; Roma, Doğu Avrupa ve Anadolu'ya yaptığı ziyaretlerde Havari Petrus'un kendisine öğrettiklerinin dışına çıkarak sünneti ve domuz eti yemenin haram oluşunu kaldırdı, 'Teslis' inancının Hristiyanlığa yerleşmesini sağladı. Pavlus, Hristiyanlığın öğretilerini bütün kurallarını kendisi belirledi ve Hristiyanlık Havarilerin yaşadığı ve Hz. İsa'nın getirdiği din olmaktan çok uzaklaştı.

İSLAMİYETİ REDDEDEN YAHUDİLER KABALA'DAN DESTEK ALDI

Yazar Yangın'a göre Hz. Muhammed (s.a.v) ile görüşen Yahudiler, Kabala'nın etkisi altındadır. Yahudilerin Hz. Muhammed ile görüşmelerinde ne kadar dinlerinden uzaklaştıkları ve Babil'de geliştirdikleri Kabala'ya sarıldıkları açıkça görülmektedir. Yahudiler, Hz. Muhammed, kendisinin de Hz. Süleyman gibi bir peygamber olduğunu söylediğinde Hz. Süleyman'ın peygamber değil büyücü olduğunu iddia etmişlerdir. Hz. Süleyman'ın büyücü olduğunu iddia edenler ise Kabalacılardır.

ŞİİLİK VE HARİCİLİK
Şiilik ve Hariciliğin ortaya çıkışında Yahudi iken Müslüman olan Abdullah İbni Sebe'nin etkisi büyüktür. Bağdadi'ye göre İbni Sebe'nin öne sürdüğü görüşler Tevrat kaynaklıdır.

Endülüs'te rahat bir yaşam imkanı bulan Yahudiler, burada bilimsel çalışmalar yaptılar. Fakat Kabalist Yahudiler, Pisagor'un felsefe ile ilgili görüşlerini yaydılar. Bu nedenle Müslüman Endülüsten Yahudi kabalizmi gizli-açık şekilde İslam coğrafyasına yayılıyordu.



BATINILİK, KABALİST KÖKENLİDİR
Batınilik, İslam aleminde ortaya çıkan Kabalistlere, Kabalist etkiyle oluşan cemiyetlere-cemaatlara verilen isimdir. Batıniliğin İsrailiyattan İslamiyete girdiği açıktır. Batınilerin en çok kullandıkları yöntem Kur'anı Kerim'deki bir takım harflere anlamlar yükleyerek İslam'ı ve Kur'an-ı Kerim'in evrensel mesajını bozmaktır. Batıniler 'harflerin manalarını buluyoruz' diyerek zamanla yorumlarının sınırını sonsuzca genişlettiler ve İslam dinine istedikleri fikirleri sokmayı başardılar.

Batıniliğin bir kolu olan İsmailiye kolunun savunduğu fikirler ile Kabalistlerin savunduğu fikirler örtüşmektedir. Yazar'a göre Kabala'da bulunan inanışlar aynen İsmailiyeye girmiştir.

TÜRKLER VE KABALA
Kabalistlerin etkisi sonucu ortaya çıkan Batınilik, Türklerin Anadolu'ya gelişleri sırasında da etkisini gösterdi. Horasan Erenleri, sınır boylarında, uç bölgelerde fetihlerle meşgul olurken; Batıni şeyhleri iç bölgelere yerleşerek etraflarında taraftar toplamaya başladılar. Batıni dervişlerin en önemlilerinden birisini Kalenderiler adı verilen grup oluşturmaktaydı. Anadolu'ya gelen ve Kalenderilerle aynı inançları paylaşan diğer Batıniler Haydariler ve Vefailerdi. Bu Batıni akımlar Babailer hareketinin türevi olan Bektaşiler ve Aleviler'e geçmek suretiyle günümüze kadar geldi. Yazar, kitabında Batınıliğin inanç karakteristikleri ile Kabalistlerin öğretilerin örtüştüğünü örnekleri ile açıklamaktadır.

NASREDDİN HOCA BİR SUİKASTÇI MIYDI?
Yazar, Türkiye'deki Ahi teşkilatının temel esaslarını Mısır'da Batıniler tarafından kurulan Fütüvve teşkilatından aldığını belirtiyor. Fütüvve teşkilatı Sünni inançlı Selçuklulara karşı koyabilecek bir güç olarak tasarlandı ve Ahilik adını alarak Anadolu'da yaygınlaştırıldı. Yazara göre Ahi teşkilatı adını ve örgütlenme yapısını Mısır'daki bu Mason-Batıni kırması teşkilattan almaktadır.

Ahilerin lideri Ahi Evren Şeyh Nasüriddin Mahmud, Batıni İsmailiye örgütlenmesinin Kabalistik yorumlar yapan İhvan-ı Safa teşkilatının görüşlerini savunmaktadır.

Yazarın iddiasına göre Türk mizah tarihinde önemli bir konuma sahip olan Nasreddin Hoca aslında Ahi Evren'dir.

Konya'da yaşayan Hz. Mevlana, Batınıliğe karşı mücadele ediyordu. Hz. Mevlana'nın yakın dostu Şemsi Tebrizi de Batıni fikirlerin karşısındaydı. Tebrizi'yi Batıniliğe karşı bir tehlike olarak gören Ahi Evren yani Nasreddin Hoca, bir suikast düzenleterek Tebrizi'yi öldürtmüştür. Yazar'ın iddiasına göre bu olay Nasreddin Hoca'nın başka İslam alimlerine de suikast düzenlettiğini düşündürüyor.

Yazara göre Moğol hükümdarı Timur, İslami konularda gerekli donanıma sahipti ve Batıniliğe karşı savaş açmıştı. Adil bir hükümdar olan Timur'un bugün zalim birisi olarak bilinmesinde Batınilerin yapmış olduğu propaganda etkili olmuştur.

ALEVİLİK VE KABALA
Günümüz Aleviliğinin temeli olan Safevi tarikatının kurucusu Şeyh Safiyüddin'e büyük destek veren İlhanlı Veziri Reşideddin, Yahudidir. Aleviler İslam dininde yasak olmamasına rağmen tavşan eti yemezler. O zaman bu inanış nereden gelmektedir? Yazar, Kuran'ı Kerim'de tavşan eti ile ilgili bir yasaklama olmadığını ancak Tevrat'ın tavşan etini yenmesini yasakladığını belirtiyor. Bir Yahudi olan Reşideddin, Kabalist inançların Aleviliğin esasları arasında yer almasında büyük rol oynamıştır.

Yahudi olan Reşideddin, kaleme aldığı Oğuzname eseri ile Oğuz Kağan Destanı'nın orijinalini bozmuş; eserine tamamen Tevrat ve Kabala kaynaklı rivayetler eklemiştir. Oğuz Kağan Destanı'nın orijinali ile Reşideddin'in kaleme aldığı Oğuzname karşılaştırıldığında iki olayın tamamen farklı olduğu görülmektedir.

Bektaşiliğin temellerini atan Şeyh Bedrettin'in babası olan Simavna kadısının ismi İsrail'dir. Şeyh Bedrettin'in tarikatının yayıldığı bölgelerde iki sapkın Hristiyan mezhebi Bogolizm ve Katharizm ön plana çıkmaktadır ve ilginçtir ki bu iki mezhepte Kabalist kaynaklıdır. Bugün 'Mum söndü' olarak bilinen olay da Katharizm kaynaklı olup buradan Bektaşiliğe geçmiştir. Yazara göre mum söndü olayı Türkiye'de yaşayan Yahudi dönmesi Sebataistlere ait dini bir ritüeldir.
HURUFİ YAHUDİLERİNİN BEKTAŞİLER İÇİNE SIZMALARI

Geliştirilmiş harfçi teknikleri kullanarak ortaya çıkan Hurufiliğin kurucusu Fazlullah Hurufi, İran Yahudilerindendir. Fazlullah Hurufi, kendisinin İsa ve Mehdi olduğunu iddia etmiş, yeni bir din kuran bir peygamber olduğunu ileri sürmüştür. Hurufiler 16. yüzyıldan itibaren Bektaşilik tarikatının içine sızmaya başlamıştır. Yazar, Bektaşiliğe daha sonra intisap edenlerin içinde ağırlığı Yahudilerin ve Sebataistlerin aldığını, hatta Sabatay Sevi'nin bile Bektaşi tekkelerine gittiğini belirtmektedir. Hurufi müritleri Kırşehir yakınlarındaki Hacı Bektaş tekkesi mensuplarına Hurufi doktrinlerini Hacı Bektaş'ın gizli fikirleri diye tanıtmışlar ve sapkınlık ve zındıklık derecesindeki kendi fikirlerini Hacı Bektaş'ın adının korunması altında yaymışlardır. Hurufilik, Bektaşi tarikatının içine girince hemen her türlü hurafeyi yaymakta çekince görmedi. Hacı Beştaş-ı Veli hakkında çeşitli yalanlar üretildi. Bugün Hacı Bektaş'la ilgili çeşitli rivayetler de bu yalanlardan kaynaklanmaktadır.

Kitapta Mevlana'nın ölümünden 300 yıl sonra kurulan Mevlevilik tarikatının Mevlana ile bir ilgisi olmadığı, başkaları tarafından kurulduğu ifade edilmektedir. Yazara göre, Mevlevilik adı verilen tarikatın Bektaşilik ve Masonluk etkisi altında kaldığı bir takım sırlar içerdiği gözlemlenmektedir. Yazar, Mevleviliğin müziğine varıncaya kadar birçok konuda Yahudilikten etkilendiğini iddia ediyor.
KABALA İNTİKAM ALMAYA DEVAM EDİYOR
900 sayfa tutarındaki Eski Ahit'te annesi dul bir kadın olarak tanıtılan sadece iki kişi var; birisi Yarovam, öteki Hiram.
Yarovam ve Hiram'ın önderliğindeki Masonların yaptığı ihtilal neticesinde iktidardan düşürülen Hazreti Süleyman ücret karşılığı balıkçıların balıklarını taşıyordu.
Babil, Asur, Fenike, Keldaniler yok olurken, nasıl oldu da sadece Babil'e sürülen iki Yahudi kabilesi günümüze kadar kültürünü ve varlığını koruyarak gelebildi?
Kabalistlere göre Hazreti Musa Mısır Hiyeroglif diliyle üç kat sır perdesi altında yazdı, bu Tevrat'ı Kabalistler adı verilen 70 kişilik bir gruba verdi.
İki ayrı Kabala mevcuttur ve bunların tarihi Hazreti Âdem'in soyuna kadar uzanmaktadır. Hazreti İdris'in neslinden devredilen Kutsal Kabala ve Kabil'in soyundan gelme Şeytan'ın Kabalası.
Hazreti Muhammed'le vahiy yoluyla mücadele edemeyen Yahudiler Cebrail'e düşman oldular ve vahiy olgusunu tamamen reddettiler.
Kabalistler arasında iki meyil vardır: biri tamamen doktrin ve teorik koluna, diğeri de pratik ve mucizevî harikalar işine koyulmuştur.
Pisagor'a göre, üstün varlıklar bazı hayvan türlerinin yapı taşlarını değiştirerek maymun türünü insan haline getirmişlerdir.
Aleviliğin kurucusu Şeyh Safiyüddün, İlhanlıların Yahudi Veziri Reşideddin ve oğlu Erdebil Valisi Mir Ahmed'den büyük destek aldı. Reşideddin, Şeyh Safiyüddin'in müridiydi.
Alevilerin tavşan eti yememesinin İslamiyet'le alakası yoktur. Tavşan eti Tevrat'ın (Levililer 11/6) ve (Yasanın Tekrarı 14–7) bölümlerinde yasaklanmıştır. 
Oğuzname zannederek yıllardır Tevrat okuduk. Oğuzname'nin İslami versiyonu olarak bilinen kitap, Tevrat'ın yaratılış bölümü ile başlamaktadır.


* Eğer entrikaları başarılı olursa özgürlüklerimizi ve hürriyetimizi sona erdirecek yerkürenin her köşesine felaket getirecektir.




* mussolini hitler gibi diktatörler dünyanın belirli kesimlerini ele geçirmişken illuminati yedi kıtada etkinlik gösteriyor.
*bunlar için görüşlerin; sağcı solcu olmanızın hiç bir önemi yoktur.
* illuminaatiye şunlar güç veriyor: soyları, birbirlerine olan bağlılıkları, bütün dünyada örgütlenmiş olmaları, ahlak yasaları ve ayinleri 
*illuminati bir hilekarlar topluluğudur. kendilerini de şeytanın'tanrılığı' konusunda aldatmışlardır.
* para zamanımızın tanrısı, rothschıld'de peygemberi
* bana bir ulus'un para basma yetkisini verin , kanunları kimin yapacağını önemsemem-meyer rothschıld
*illuminati ailesinin evlatları, bilinçsiz yığınların inandıkları dinlerin çok üstünde olduklarına inanıyorlar. 
*kafatası ve kemik tarikatı, illumimatinin gelecekte görev vereceği yetenekleri seçmek için tek organ.
*illuminati tüm dünyaya polislik yapmak ve milli egemenlikleri yıkmak için birleşmiş milletleri etkin hale getirmeye çalışıyor.
* illuminati tarafından planlanan kaoslar: düzmece ve daha fazla savaş, icat edilen hastalıklar(biyolojik savaş), çevresel krizler, dünya nüfus artışının engellenmesi, suç artışı krizleri, terör artışı krizleri,
*ah insanlar, size inandırılamayacak birşey var mı? yeni bir dinin kurucusu olacağımı hiç düşünmemiştim.

Eğer illuminati ile az ilgili ve bilgileriniz başlangıç düzeyindeyse bu kitabı okumanızı öneririm. ama ileri bilgiye sahip olduğunuzu düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. hepsi bildiğiniz şeyler ama olyın magazinini yaşamış hissi veriyor.


Küresel elit, doğum kontrolü ve nüfusun azaltılması için dünya çaplı bir operasyon başlattı.



Bu amaçlarını, aşılar ve genetiği değiştirilmiş temel besin maddeleriyle gerçekleştirmeyi planlıyorlar.

21. yy küresel elitlerin yok etme teknikleri oldukça gelişmiş. 


GAVI Alliance (Küresel Aşı Ve Aşılama Birliği)

GAVI Alliance, 2000 yılında Gates Vakfı'nın yardımıyla kurulmuştur ve amacı, üçüncü dünyanın hepsini aşılamaktır. GAVI organizasyonunun üyeleri; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulusal hükümetleri, Bill ve Melinda Gates'in, Çocukların Aşı Programı, Uluslararası İlaç Fabrikaları Birliği(IFPMA), Rockefeller Vakfı, Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü(WHO), UNICEF. 2000 Aralığında, Sr. William H. Gates, şunları söylüyor:

''Rockefeller Vakfı'ndan aldığımız ilhamla vakfımız, bir GAVI enstrümanı olan Çocuk Aşıları Global Bütçesine 750 milyon dolarlık katkıyı taahhüt ederek GAVI'yi başlatmıştır.''

Gates aynı zamanda Rockefeller ailesini de sürekli övmekten geri durmuyor:

''Öyle görünüyor ki döndüğümüz her köşede, Rockefeller ailesini görüyoruz. Hatta bazı durumlarda onların çok ama çok uzun zamandır zaten orada olduğunu fark ediyoruz.''

Rockefeller Vakfı'nın bağışladığı parayla, Dünya Sağlık Örgütü'nün geliştirmiş olduğu kısırlık aşılarını kanıtlayan dağ gibi dokümanı düşünecek olursak, milyonlarca insana aşı sağlayan GAVI gibi küresel bir mekanizmanın varlığı, en hafif ifadesiyle endişe vericidir. Bill Gates'in yakın bir konferans sunumundaki şu sözleri çok ilginç:

''Dünya'da 6,8 milyar insan var ve bu rakam 9 milyara doğru çıkıyor. İyi bir aşılama programı ve sağlık hizmetiyle bunu %10-15 azaltabiliriz.''
Kısırlık Aşıları

Jurriaan Maessen'in rapor ettiğine göre, GAVI'nin ortaklarından olan; Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Popülasyon Bütçesi, Dünya Bankası'yla 1970'lerde ''Üreme Düzenlemesi Aşıları İşbirliği'' adı altında bir araya geldiler. Buna göre; bu işbirliği grubu, birçok araştırmalar yaparak kısırlık aşısı üretimini koordine etmektedir. Bu grup, sperm ve yumurta engelleyici aşılar üzerinde çalışmakta ve bir anti-hCG aşısı üretmekte başarılı olmuştur. 1989'da Yeni Delhi'deki Ulusal İmnoloji Enstitüsü'nde HCG'nin taşıyıcılar yoluyla insana nasıl aktarılabileceği konusunda araştırmalar yapmıştır. Konuyla ilgili Oxford Üniversitesi yayınları 1990'da bir makale çıkartmış ve Rockefeller Derneği, çalışmayı finanse edenler listesinde yer almıştır.

Tetanoz aşısıyla hCG'nin insana taşınması sonucu, kadınlar kısırlaştırılmakta ve hamile kadınların çocuğunu düşürmesi sağlanmaktadır. Kısırlık aşılarının başarıyla gerçekleştirilmesinden sonra, hCG aşıları birçok üçüncü dünya ülkesinde kullanılmıştır. BBC'de yayınlanan insan laboratuvarı belgeselinde, Filipinli kadınların aşı sonucunda nasıl kısırlaştığı anlatılmıştır. BBC'deki programdan bazı alıntılar:

Mary Pilar Verzosa: Kadınlar tetanoz aşılarının üzerimizde neden farklı etkileri olduğunu soruyordu. Aşıdan sonra adet döngülerimiz tamamen bozuldu. Bazılarımızın kanamaları ve düşükleri oldu, erken dönemde bebeklerini kaybettiler. Semptomlar, aşıdan hemen sonraki gün ya da hafta içerisinde başladı. 3-4 aylık hamile olanların düşükleri gerçekten tehlikeliydi.

Tayland'daki yerel bir topluluğun ifadesine göre, çocuklarına kimlik kartı alabilmek için, hamile kadınlara tetanoz aşısı zorla yaptırılıyor. 3. Dünya'nın kırsal kesimlerinin korkuları, kısırlık aşısı araştırmalarını görmezden gelen medyanın, efsane ya da dedikodu şeklinde lanse etmesi sonucu önemsenmiyor. Aşıların güvenli olduğunu iddia eden kuruluşlar, aynı zamanda nüfus azaltma çalışmaları yapan kuruluşlardır. UNICEF'den Etiyopyadaki güney uluslarının sağlığıyla ilgilenen bir yetkili Tersit Assefa diyor ki:

''Ortalarda aşıların kadınları kısırlaştıracağına dair dolanan saçma-sapan dedikodular var. Ama burada köyün yaşlıları, kadınları aşı olmaları için cesaretlendirmek için çalışıyor. İğne aşı yapmanın en bilindik yolu olsa da, Rockefeller derneğinin finansal destekleri sonucu yeni teknolojilerde geliştirildi. Ağız yoluyla alınabilen aşılar, sosyo-kültürel olarak daha kabul edilebilir bir alternatif olarak gözükmektedir. Diğer bir deyişle, aşıyı sıradan bir muz yiyerek almak, koluna bir iğne vurdurmaktan çok daha az dirençle karşılaşır.''

Bilimsel bir derginin, yenilebilir aşılarla ilgili ifadesi şöyle:

''Yenilebilir aşılar, edinmesi kolay, fiyatı uygun, saklaması kolay, bozulmayan ve sosyo-kültürel olarak özellikle fakir ülkeler tarafından kolaylıkla kabul edilebilen aşılardır. Başta sadece hastalıkların engellenmesi için geliştirilmiş olan bu aşılar, aynı zamanda bağışıklık sistemi hastalıklarının engellenmesi, doğum kontrolü ve benzeri amaçlar için de kullanım alanı bulmuştur.''

İnsanlığa karşı savaş, global elit tarafından sürdürülmektedir

.Bu operasyon, dünya çapındadır ve eğer hayatlarımızı gelecekte olacakların korkusuna göre şekillendirirsek, bu bizim yenilmemize sebep olur.